KÖRTİKTEPE 2015 KAZI ÇALIŞMALARI

tarihinde yayınlandı

Vecihi Özkaya*
Feridun S. Şahin*
Yılmaz Selim Erdal**
Metin Kartal***
Gizem Kartal***
Marion Benz****

Ilısu Barajı ve HES Projesi kapsamında Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün izinleri, DSİ’nin sağladığı parasal olanaklarla Diyarbakır Müzesi başkanlığında 2000 yılından bu yana sürdürülen Körtik Tepe arkeolojik kurtarma kazılarına 2015 yılında da devam edilmiş; çalışmalar sonucunda bilimsel derinliği ve teşhir değeri oldukça yüksek 1520 envanterlik eser Diyarbakır Müze Müdürlüğü’ne kazandırılmıştır1. Çok yönlü arazi etkinlikleri yanı sıra, farklı bilimsel disiplinlerin işbirliğiyle gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında, Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Yılmaz Selim Erdal sorumluluğunda yaş, cinsiyet, sosyal yapı konularında değerlendirilmek üzere, Ortaçağ ve Akeramik Neolitik döneme ait insan iskeletleri, ilgili üniversitenin laboratuarlarına gönderilmiştir. Ayrıca, höyük yerleşiklerinin sosyal yapısındaki gelişmenin bölgedeki ekolojik değişim ile ilişkisini karşılaştırabilmek ve yerleşim yerinin detaylı bir kronolojik gelişimini çıkarmak amacıyla, 2015 yılında da bazı açmalarda yaklaşık her derinlikte çok sayıda C14 numuneleri alınmış ve bunlar arkeolojik konteks koşutunda belgelenmiştir. Bu çalışmalarla bağlantılı olarak farklı derinliklerde elde edilen karbon numuneleri, C14 analizlerinin yapılması amacıyla Dr. Marion BENZ sorumluluğunda Almanya’ya gönderilmiştir. Zooarkeoloji çalışmaları kapsamında ise, bütün hayvan kemikleri titizlikle derlenmiş ve bulgular Prof. Dr. Jörg SCHİBLER tarafından değerlendirilmek üzere, İsviçre Basel Üniversitesi Institute for Prehistory and Archaeological Science (IPAS) Laboratuarları’na; höyüğün yontma taş bulguları ise, Ankara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Metin Kartal tarafından değerlendirilmek üzere, işlev ve türlerine göre tasnif edilerek kazı deposunda koruma altına alınmıştır.

Arazi çalışmaları kapsamında 5.00×5.00’lik 47 açmada kazılar gerçekleştirilmiş; az sayıdaki bazı açmalar hariç, her açmada yaklaşık 5.00 – 5.50 m. arası değişen derinliklere ulaşılmış ve çalışmalar ana toprak seviyesinde sonlandırılmıştır. Höyüğün mimari karakterini belirginleştirmek ve bir bütünlüğe ulaştırmak amacıyla, mimari doku saptanan açmalardaki çalışmalar, söz konusu kalıntıların bulundukları seviyelerde askıda bırakılmış ve gerekli belgeleme işlemlerinden sonra devam edilmek üzere korumaya alınmıştır. Aşamalı olarak derinleştirilen diğer açmalarda elde edilen sonuçlar ile dip katmanlara kadar kazılan açmalardaki veriler, stratigrafinin bir çok açıdan doğrulanmasını sağlamış; bir çok alanı ilgilendiren bulgularıyla dönemin sosyo-kültürel yapısının algılanmasında kapsamlı ipuçları sağlamışlardır. Beslenme, barınma, üretim,dini inanç, ölü gömme uygulamaları ve sosyal yaşantı konusunda dönemin bilinmezlerine bölgesel açıklamalar getirecek sonuçlara ulaşılmıştır.

2015 kazı çalışmaları kapsamında önemli amaçlardan birisi de, dip katmanlarda saptanabilecek olası erken yerleşim evrelerini saptamaya yönelik olmuştur2. Bu amaç doğrultusunda, 2014’te kazılan ve belirgin bir derinliğe kadar inilen A141, A142, A154 ve A161 nolu açmalarda dip katman çalışmaları gerçekleştirilmiş; A141 açmasında 2014 yılında derlenen ve 2015 yılında alınan C14 tarihleme sonuçlarına göre, D1 ve D2 karelajlarında yer alan ve toprak derinliğine açılmış çukurdan oluşan özellikleri nedeniyle tarafımızdan Çukur Ev olarak adlandırılan konut (ÇE1) kalıntısının Younger Dryas Dönemi’ne ait olabileceğine ilişkin önemli kanıtlar elde edilmiştir. Söz konusu C14 sonuçlarını doğrulayıcı kanıtları arttırmak ve konutun olası biçimini saptamak için C1-2 ve D1-2 karelajlarında yapılan çalışmalar sonucunda, ÇE1 kodlu konutun kazılan alandan daha büyük bir alanı kapsadığı anlaşılmıştır. Kalıntılardan anlaşıldığı kadarıyla söz konusu konutun kısa bir süre yerleşildiği ve yangınla tahrip olduğu anlaşılmıştır. Konut dokusunu ve yapısal özelliklerini anlamak için çok sayıda toprak ve radiocarbon numuneleri derlenmiş; gerekli işlemler sonucu Almanya’ya gönderilmiştir. Aynı açmanın A3-5 ve B3-5 karelajlarında saptanan benzer özellikli, ancak, daha yüzeysel korunmuş diğer bir konut (ÇE2), ağırlıklı olarak hayvan kemiklerinden oluşan kalıntılarıyla ÇE1 ile benzer özellikler yansıtmaktadır. Söz konusu dönemin yerleşim dokusunu tam anlamıyla lagılamak için analiz sonuçları merakla beklenmektedir. A142 kodlu açmada gerçekleştirilen dip katman çalışmalarında da A1-3 plankarelerinde olası bir çukur evin kalıntıları saptanarak belgelenmiş; A4 plankaresinde ise olasılıkla depolama amaçlı bir çukur belirlenmiştir. Aynı açmanın kuzeydoğusundaki A5 plankaresinde bir ocak kalıntısı; C3’te iki, C5’te bir olmak üzere toplamda üç taşıyıcı unsur yuvası (posthole) saptanmıştır. E5 plankaresinde ise, amacı açıklama gerektiren diğer bir çukur saptanmıştır. Alanın diğer plankareleri olan C-E 3-5’te büyük bir kil taban ve bağlantılı olarak kil bir ocak kalıntısı; E5’te içinde çok sayıda hayvan kemiği, çakmaktaşı ve obsidyen yongaları olan diğer bir çukur günyüzüne çıkarılmıştır. Bütün kalıntılar yaşamsal etkinliklerin bu seviyede varlığına tanıklık etmektedirler. Bu olasılığı güçlendirmek adına, ayrıntılı kesit çizimleri yapılan A154 açmasında ise karbon numuneleri derlenmiştir ki, söz konusu açmada 2014 yılında alınan bazı C14 sonuçları M.Ö. 11. binyılın erkenlerinde yerleşim olabileceğine dair ipuçları vermiştir. A161 kodlu açmada kesitler ve taban temizlenmiş; iklimsel ve çevresel değişiklikleri arkeobotanik kalıntılar ışığında algılamak amaçlı mikromorfolojik analizler yapmak için iki analiz numunesi derlenmiştir.

Sonuç olarak, A141, A142, A154 ve A161 kodlu açmalarda gerçekleştirilen çalışmalar, höyükteki yerleşim bilinenden daha erken olduğu yönünde önemli ipuçları sağlamış; öngörüleri desteklemek amaçlı veriler derlenerek analizlere tabi tutulmak üzere ilgili birimlere gönderilmiştir. Bu kapsamda tarihlendirmeye yönelik C14 analizi için 29 paket karbon numunesi ile süreç içinde höyükteki çevresel ve iklimsel değişimleri belirleyebilmek amaçlı yapılacak analizler için 15 paket toprak numunesi derlenerek analize gönderilmiştir ki, beklentiler doğrultusunda çıkacak sonuçlar konuya dönem bilinenlerine yeni yaklaşımlar getirecektir.

Yerleşimin Akeramik Neolitik dönemi ilgilendiren özgün mimari karakteri ve evreleri konusunda bütünü kavrama yönünde önemli verilere ulaşılmıştır. Farklı alanlarda taban düzeyinde korunmuş kalıntılardan yuvarlak tasarlı oldukları algılanan diğer mimari öğeler ile birlikte, Körtik Tepe yerleşiklerinin yaşamsal alanları ve koşulları algılanabilmektedir ki, bu olgular, aynı zamanda, olasılıkla Neolitik öncesi dönemde başlayan höyükteki sürekli yerleşimin de önemli arkeolojik kanıtları niteliğindedirler.

Resim 1. A185 Açması, Akeramik Neolitik Dönem Konut ve Mezar
Resim 1. A185 Açması, Akeramik Neolitik Dönem Konut ve Mezar

Yuvarlak tasarlı konutların barınma sorununa çözüm olmaları yanı sıra, çoğunluğunun tabanlarında ve yakın çevresinde mezarların ortaya çıkarılması, konutun aynı zamanda kutsandığına da işarettir. Dolayısıyla, dönemin ancak gelişkin toplumlarında görülebilen bu gelişme, Körtik Tepe yerleşiminde adeta genelleşmiş bir uygulama olarak karşımıza çıkmaktadır. Bazı konutlarda, yaklaşık her seviyede konutların tabanlarına gömülen bireylerin ortaya çıkarılması, konuta yüklenen genel önemin yanı sıra, bazılarının özellikle önemsendiğini göstermektedir.

Resim 2. A158 Açması, Akeramik Neolitik Dönem silo tabanları
Resim 2. A158 Açması, Akeramik Neolitik Dönem silo tabanları

Mimari dokunun ikinci grubunu silo tabanları oluşturmaktadır. İşlenmemiş taşlarla kaplanmış tabanları ile yaklaşık yuvarlak tasarlı ve değişken ölçülere sahip söz konusu siloların yerleşim geneline yayılmış örnekleri bilinmekle beraber, ortaya çıkarılan çok sayıdaki örneklerden algılanacağı üzere, söz konusu yapıların, başta güney doğu yaka olmak üzere höyüğün belirli alanlarında toplandıkları anlaşılmaktadır. Bu durum, yerleşimin belirli alanlarının belirlenen amaçlar için ayrılarak düzenlendiğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, yerleşimde bilinçli bir planlamanın yapılmış olabileceğini akla getirmektedir. Silo tabanlarının sayısal çokluğu, depolanan besinlerin tür çeşitliliğine işaret olmaktan çok, ancak daha gelişkin toplumlarda görülen bireysel beslenmenin varlığına kanıt olarak ele alınabilir. Özlüce, avcılık ve toplayıcılığın hakim olduğu Körtik Tepe’de, bilinenin aksine, yerleşik bir yaşam tarzının hakim olduğu ve bunun gerektirdiği bütün kurum ve kuralların geliştirildiğinin söylemek doğru olacaktır. Dolayısıyla, beslenme ve barınma sorunlarına ileri düzey çözümler getirmiş; yerleşimde yapılanma düzeni sağlamış; estetik değerler geliştirmiş ve inanç sistemleri gelişmiş bir toplulukla karşı karşıya olduğumuz konusundaki hissiyat giderek somutlaşmaktadır.

Resim 3. Yontma taş alet topluluğu
Resim 3. Yontma taş alet topluluğu

Genelde çakmaktaşı ve obsidyenden üretilen yontma taş aletler, temin kaynakları, biçim ve işlevleriyle, kendi açılarından yerleşimin tarihine, üretim biçimlerine ve yaşantısına önemli yaklaşımlar sunmaktadırlar. Özellikle obsidyenin temini yöntemiyle höyük yerleşiklerinin dış dünya ile olan ilişkilerine açıklık getiren yontma taş buluntu topluluğu üzerinde gerçekleştirilen çalışmalarda toplamda yaklaşık 8000 parça ürün incelenmiştir3. Yapılan ilk değerlendirmeler, Körtik Tepe yontma taş endüstrisinde çakmaktaşı ve obsidiyen olmak üzere, iki temel hammaddenin kullanıldığını ortaya koymuştur. Söz konusu malzemeden üretilen buluntu topluluğunda özellikle çekirdekler, çekirdek parçaları, çekirdek yontma işlemleri sırasında ortaya çıkan yan ürünlerdir ki, anılan yan ürünler çekirdek tablaları, tepeli parçalar, dönümlü parçalar, ham yüzey taşıyan çekirdek hazırlama yongalarından oluşmaktadır. Yan ürünler olarak değerlendirilen bu ürünlerin ortaya çıkmasında asıl amaç dilgi ve dilgicik elde etmeye yönelik işlemlerdir.

Analize tabi tutulan malzemeden algılanabildiği kadarıyla, önceki dönem yapılan çalışmaları doğrular nitelikte, Körtik Tepe’de aletlerin yaklaşık %90 ve üzeri oranını dilgi dilgiciklerden oluşmakta ve bunlar obsidiyen taşımalıklar üzerine gerçekleştirilmektedir. Çakmaktaşı hammadde üzerine temel aletler arasında; özellikle orak dilgileri ve özel uçlar yer almaktadır. Bunların dışında çakmaktaşı genellikle ad hoc yongalama ürünleri olarak ele geçmektedir.

Çok sayıda bilimsel derinliğe sahip bulgu arasında Nemrik Uçları olarak bilinen buluntular da yer almaktadır ki, anılan bulgular Körtik Tepe yerleşiklerinin çağdaşlarıyla olan ilişkilerinin algılanmasında önemli ipuçları sunmaktadır. Bu uçlar özellikle kuzey Mezopotamya coğrafi alanında görülen, kısmen Yukarı Fırat kültürlerinden de bilinen tipik Akeramik Neolitik A Evresi uçlarıdır. Boyları 2-4 cm arasında değişen bu uçlar genellikle de Körtik Tepe’nin üst katmanlarından ele geçmiştir. Diğer ilginç buluntu grubu ise, tabanı içbükey ve iki yanal çontuklu uçlardır. İki yanal çontuk çok belirgin olmasa da dip kısmının içbükey budanmış olduğu bu uç da Levant kökenli Akeramik Neolitik A uç tipidir. Aslında Yukarı Dicle Havzası için aykırı bir kategoridir. Aslında standart olarak bazı alet kategorilerinin genelleşmediği böylesi Yukarı Dicle Havzası yerleşimlerinde kısmen de olsa Levant etkileşimlerinin de olduğu anlaşılmaktadır. Körtik Tepe yontma taş endüstrisi bulguları Nemrik ve El-Khiam uçları dışında daha önceki yılların çok zengin buluntularını teyit eder nitelikte koleksiyonlar sunmuştur.

Yaşamın mutlak gerçeklerinden birisi de ölümdür. Dolayısıyla ölümle ilgili inanç gelenekleri ve bu doğrultuda yapılan uygulama ve ritüeller, yaşamın bir yerde aynası durumundadır. Bu anlamda geçmişin günümüze taşınmasında ve sosyo-kültürel yapısının algılanmasında mezarlar önemli bir kaynak niteliğindedirler. Bu açıdan Körtik Tepe, üzerinde yaşanılan bütün dönemleri ilgilendiren mezar ve ölü armağanları ile emsalleriyle karşılaştırılmayacak kadar zengin bir koleksiyona sahiptir4. Körtik tepe mezarları iki ana dönemi ilgilendirmektedir: Orta Çağ ve Akeramik Neolitik Dönem. 2015 yılı kazılarında Orta Çağ’ı ilgilendiren toplam 34 adet mezar açığa çıkarılarak belgelenmiştir.

Resim 4. Orta Çağ mezarı
Resim 4. Orta Çağ mezarı

Tamamı tekil gömü olan mezarlar, 21’i erişkin, yedi çocuk ve altı bebek iskeleti içermektedir. Söz konusu iskeletler arasında yan yatırılmış; yüz ve gövde yönleri ise güneye yönelik 28 tanesi İslami dönemleri; sırtüstü yatık beşi ise olasılıkla Bizans Çağı’nı ilgilendirmektedir. Tamamı dönemin özelliklerin yansıtmakla beraber, bir çocuk mezarında iki adet yassı kiremit saptanmıştır. Orta Çağ mezarlarının yalnızca dördünde ölü armağanı saptanmıştır.

Dönemlerin benzerlerinden farklı özellikler yansıtmayan Orta Çağ mezarlarından farklı olarak, çok sayıda örnekle temsil edilen Körtik Tepe’nin Akeramik Neolitik Dönem mezarları zengin bulguları ve farklı uygulamaları ile emsalsiz bilgi kaynağı durumundadırlar. Farklı açmaların değişken derinliklerinde ortaya çıkarılan toplam 93 mezarda 98 birey saptanmıştır. Bunların beşi ikiz; 88’i ise tekil gömü içerir. Yaş grupları açısından değerlendirildiğinde; 66’sı erişkin, 18’i çocuk, 14’si ise bebek yaş grubuna dâhil olan bireylere aittir.

Resim 5. Akeramik Neolitik Dönem hocker mezar
Resim 5. Akeramik Neolitik Dönem hocker mezar
Resim 6. Akeramik Neolitik Dönem yarı-hocker mezar
Resim 6. Akeramik Neolitik Dönem yarı-hocker mezar
Resim 7. Akeramik Neolitik Dönem ölü armağanlı mezar
Resim 7. Akeramik Neolitik Dönem ölü armağanlı mezar

Birden fazla gömü geleneği olan Körtik Tepe mezarlarında bireyle genelde iki tarzda gömülmüşlerdir: hocker ve yarı hocker. Bu kazı döneminde tekil örneği saptanan ve ender bir uygulama olarak karşımıza çıkan diğer bir uygulama ise, bireyin sırt üstü yatılmasıdır. Ağırlıklı uygulama 62 bireyle hocker gömü tarzındadır. Hocker ve yarı hocker tarzda ortak uygulama biçimine karşın yön birliğinden söz etmek olası değildir5. Ayrıca, Yakın Doğu coğrafyasının farklı yerleşim bölgelerinde ve farklı dönemlere ait evrelerinde bazı örnekleri bulunan ve spekülatif yorumlara yol açan ikiz gömülerin Körtik Tepe’deki uygulamalarına 2015 kazılarında beş yeni örnek daha ilave edilmiştir6.

Gömü biçimleri, konumları, ölüye uygulanan yöntemler gibi bir çok konuda tatminkar bilgiler sunan Körtik Tepe mezarlarında bireylere uygulanan gömü uygulamaları arasında iskeletlerin alçıyla sıvanması başta gelmektedir. Bu olgu, bütün bireylerde uygulandığı anlamına gelmemektedir. Ancak yaygın ve genel bir uygulama olduğu konusunda kuşku yoktur. 2015 kazı mevsiminde, bir ikiz gömü olmak üzere toplam 22 mezardaki bireylere alçı uygulaması yapılmıştır. İskelet üzerindeki alçı uygulaması hem bölgesel hem de iskeletin tamamına olacak şekilde uygulanmıştır7. Diğer bir yaygın ve genel bir uygulama ise, iskeletlerin aşı boyası ile donanmasıdır. Bu uygulama, alçılı mezarlarla doğrudan bağlantılıdır. Genel olarak aşı boyası ve alçı uygulanmasının birlikte yapıldığına tanık olunmakla beraber, çok az alçılı örnekte aşı boyası kullanılmamıştır ki, bu eksiklik mezarların zaman içinde tahrip olmasıyla da açıklanabilir. Alçılı olmayan mezarlarda da hem kırmızı hem de siyah aşı boyası uygulaması olmakla beraber, kırmızı aşı boyasının daha fazla kullanıldığı görülür8. Aynı mezar içinde yer alan bireylerden birisine aşı boyası uygulandığı halde bir diğerine uygulanmaması gibi özel durumlardan da anlaşılacağı üzere, aşı boyası uygulamasının bilinçli bazı amaçları olduğu söylenebilir.

İskeletlere uygulanan işlemler, gömü biçimleri ve bu yöndeki uygulamalar, bazı kökleşmiş toplumsal geleneklerin oluştuğunu ve bir kural olarak tatbik edildiğini göstermektedir. Söz konusu bu uygulamaları toplumsal düşünce birliği açısından değerlendirmek gerekirse, organize bir topluluktan söz etme olasılığı verir. Bunların yanı sıra, mezarlarına konulmuş ve ölü armağanı olarak değerlendirdiğimiz zengin buluntu toplulukları da, aynı anlamda Körtik Tepe yerleşiklerinin sosyo-kültürel yapılarını bir çok yönden algılama şansı sağlarlar.

2015 kazı mevsiminde açığa çıkarılan Akeramik Neolitik Döneme ait 93 mezardan 46’sında buluntu saptanamazken, diğer 47 mezarda ise nitelik ve nicelik olarak değişkenlik gösteren çok sayıda ölü armağanı açığa çıkarılmıştır.

Resim 8. Akeramik Neolitik Dönem mezar konteksi
Resim 8. Akeramik Neolitik Dönem mezar konteksi
Resim 9. Akeramik Neolitik Dönem mezar konteksi
Resim 9. Akeramik Neolitik Dönem mezar konteksi

İşçilikleri ve üretim teknikleriyle diğerlerinden farklılık göstermeleri yanı sıra, sayısal çoklukları açısından da zengin ölü armağanlarına sahip mezarlar, A168, A178, A184 ve A185 nolu açmalarda saptandığı üzere, daha çok höyüğün batısında ortaya çıkarılmıştır. Bazı örneklerde tek bir boncuk ya basit yapılı bir taş aletten oluşan ölü armağanı, bir diğerinde binlerce boncuğun yanı sıra, taş kaplar ve taş aletlerden oluşmaktadır. Mezarlardaki bulguların nitelik ve nicelik durumlarında saptanan değişkenlikler ve iskeletlere uygulanan işlemlerde görülen farklılıklar, bireylerin toplumsal statülerine işaret etmektedir ki, bu olgu gelişkin ve kurumsallaşmış bir toplumun varlığında yol göstericidir. Örneğin A168 nolu açmada -271 cm derinlikte saptanan M1 kodlu çocuk mezarında 29 adet hayvan kabuğu boncuk ve 675 adet taş boncuk bulunmuşken; aynı açmanın diğer örneği olan M2 kodlu mezar,Resim 7. Akeramik Neolitik Dönem ölü armağanlı mezar daha zengin gömü armağanlarına sahiptir9. Buna karşın, höyüğün doğu kısmında yer alan A189 nolu açmada ortaya çıkarılan tamamen alçıyla sıvalı çocuk mezarı ise (AHIK-M6), taş kap parçaları, bir adet ortası delik taş alet, bir adet olta ve iğne parçasından oluşan bulgularıyla, diğerlerine göre, daha az ölü armağanına sahiptir. Körtik Tepe mezarları yaş, cinsiyet, gömü tarzları, iskelete uygulanan işlemler, ölü armağanları gibi konularda kendi içinde tasnif edildiklerinde, bir çok alt gruba ayrılabilirler ki, bu da zengin bir gömü kültürünün varlığını ortaya koymaktadır. Bu zenginlik ve çeşitlilik, bir anlamda, kurumsallaşmış dini inançların varlığında yol göstericidir.

Körtik Tepe ölü gömme geleneği açısından önemli sayılabilecek diğer bir örnek A180 nolu açmada ortaya çıkarılan M4 (AGZA) kodlu tamamı yanmış bir mezardır. Mezarda, açık bir şekilde ayrılabilen iki iskeletin yanı sıra, başka bir bireye ait olma olasılığı yüksek olan kemik parçaları da ele geçmiştir. Ayrıca gömü hediyesi olarak ezgi taşı, 196 adet hayvan kabuğu boncuk, 209 adet taş boncuk saptanmıştır. Mezarda bulunan tüm kemikler, buluntular ve mezar toprağı tabana kadar yanarak siyahlaşmıştır10.

Yukarıda özlüce tanımlanmaya çalışılan yerleşimin mimari dokusu ve mezarlarında algılanan sosyo-kültürel yapısının ayrıntıları küçük bulgularda gizlidir. Farklı buluntu gruplarından oluşan ve her biri kendi açısından salt ait oldukları yerleşimin değil, aynı zamanda Yakın Doğu dünyasının dönem kültürüne önemli yaklaşımlar getirmektedir. Dolayısıyla, sayıları binlerle ifade edilen bulgular, yerel önem kategorisinden öte, insanlığın uygarlık geçmişini ilgilendiren evrensel değere sahiptirler. Körtik Tepe yerleşiklerinin besin elde etme ve üretme, barınma, avlanma, inanç ve estetik dünyalarına yaklaşımlar getiren bulguları genel olarak taş ve kemik eserlerden oluşmaktadır. Bunların başında, emsalsiz ve ünik örneklerle temsil edilen taş kaplar ilk sırada yer alır.

Resim 10. Akeramik Neolitik Dönem taş kap
Resim 10. Akeramik Neolitik Dönem taş kap

Höyük yerleşimin farklı alanlarındaki açmaların değişken derinlik ve kodlarında toplamda 31 adet taş kap çıkarılmıştır. Taş kaplarda yoğunluklu malzeme olarak klorit ve mermerimsi kireç taşı kullanılmıştır. Bunların yanı sıra fosil kayalıklar ve kireç taşına işlenmiş taş kap örnekleri de mevcuttur. Klorite işlenmiş olanlar, geçmiş dönem kazılarındaki kadar yoğunluklu olmasa da, biçim, bezeme ve diğer özellikleri bakımından zengin bir koleksiyon sunar. Özenle işlenmiş ve genelde üretildikleri malzemenin doğal formundan kaynaklanan nedenlerle biçimsel simetrikliğe sahip taş kaplar, bezemeleri açısından iki ana gruba ayrılırlar: Yalın ve kazıma bezemeliler. Biçimsel açıdan ise; bezemeli ve yalın olanlar aynı türlere sahiptirler. Oval derin çanaklar, dar tabanlı konik gövdeliler, geniş kalınlı derin çömlekler, oval formlu sığ çanaklar, baskın biçimler arasında yer alırlar. Bezeme ile biçim arasında uyuma dikkat edilmiş dekorasyon türü genelde biçimle bağlantılı olarak tercih edilmiştir. Büyük çoğunluğu mezar armağanı olarak kırık bir şekilde mezarlara yerleştirilmiş durumda ele geçirilmiştir. Bezemeler ağırlıklı olarak obsidyen ile işlenmiş geometrik örgelerden oluşmaktadır. İçi taralı sarkık üçgenler; yatay düzenlenmiş bezeme kuşaklarında değişken ve zengin alanlar hâkim bezeme türleri olarak ortaya çıkmaktadır.

İkinci grubu mermerimsi kireç taşına işlenmiş taş kaplar oluşturmaktadır. Klorit örneklerde olduğu gibi, kırılarak mezarlara konulmuş armağanlar olarak ortaya çıkarılmıştır. Yalın ve bezemesiz olmalarıyla dikkati çeken bu kaplar, biçimsel tür açısından klorit örneklerle koşukluklar yansıtırlar. Gerek klorit gerekse bu kaplar üzerinde korunmuş tekstil kalıntıları yerleşimdeki üretimin boyutlarını göstermeleri bakımından büyük önem arz ederler.

Üçüncü grubu mermerimsi kireç taşına, çakmak taşına, bir örnekte kum taşına işlenmiş taş kaplar oluşturmaktadır. Önceki iki gruptan farklı olarak daha kaba ve biçimsel asimetrik yapı sergilerler. Taşın ana formuna sadık kalınarak işlenen kaplar genelde yuvarlak tabanlı, derin ve sığ kâseler, dikdörtgenimsi derin kaplardan oluşmaktadır. Bunlar yoğunluklu olarak besin öğütme işleminde kullanılmış olmalıdırlar.

Farklı açma ve derinliklerde, yaklaşık yerleşimin her katmanında; konut tabanlarında, bağımsız alanlarda ve mezarlarda ölü armağanı olarak değerlendirilmiş durumda bulunmuş olan kemik eserler, farklı biçimsel özelliklere sahiptirler. Değişken işlevlere yönelik üretilmiş kemik eserlerin toplam 331 örneği ortaya çıkarılmıştır.

Resim 11. Akeramik Neolitik Dönem kemik eser topluluğu
Resim 11. Akeramik Neolitik Dönem kemik eser topluluğu

Söz konusu bulgular arasında sayısal çokluk açısından ilk sırayı kemik bızlar alır. Küçükbaş hayvan kemiklerinde özellikle geyik kemiklerinden üretilmiş bızlar, işleniş teknikleri bakımından farklılıklar sunmakla beraber, işlevsel açıdan ortak özelliklere sahiptirler. Büyük çoğunluk doğal bırakılmış üst bitimleri, sivri karakterli alt bitimleri, perdahlanarak parlatılmış alt ve üst yüzeyleri ile ortak özelliklere sahiptirler. Çok az bir kısmı ise, yüzeylerinde yüzeysel işlenmiş yivlerden oluşan geometrik dekorasyon içerirler. Bunlar genelde yüzeyde yatay düzenlenmiş ve içleri değişken olarak doldurulmuş bezeme kuşaklarından oluşmaktadır.

Kemik aletlerin ikinci büyük bir çoğunluğunu iğneler oluşturur. Farklı uzunluklara sahip iğneler hayvan kemiklerinden işlenmiş olarak sivri uçları yatay düzenlenmiş tek delikli üst bitimleri, özenle perdahlanarak parlatılmış yüzeyleri ile ortak üretim özelliklerini yansıtırlar. Bunların yanı sıra, her iki ucu sivri, bız benzeri, silindirik gövdeli işlevsel tiplerden de söz etmek gerekir. Tüm bunların dışında, uçları sivri ancak delik içermeyen kör iğneler de dikkat çekici sayısal çokluğa sahiptirler.

Hayvan boynuzlarından üretilmiş ve olasılıkla silah olarak değerlendirilmiş kök bitimi doğal bırakılmış, yüzeyleri kabaca perdahlanmış aletler de genelde mezarlardan bağımsız olarak çıkartılmıştır. Sayısal açıdan çokluk içermeseler de, özellikle sivriltilmiş ve perdahlanmış oval bitimli ağız kenarlarıyla ortak özellikler yansıtırlar.

Biçimsel açıdan bızlara benzemekle beraber, uzun yan kenarlarına açılmış derin yivleriyle farklı biçimsel özellikler yansıtan diğer bir grup ise kemik oraklardır. Özenle parlatılmış yüzeyleri ve derin açılmış yan kanallarına yerleştirilen obsidyen mikrolitlerle kullanılan bu aletler, dönemine göre gelişkin bir ekonomik anlayışın varlığında yol göstericidirler.

Höyük yerleşiklerinin beslenme alışkınlıklarına, dolayısıyla sosyo-ekonomik yapılarının algılanmasına önemli katkılar sunan bulgular arasında, kuşkusuz, kemik oltalar önemli bir yere sahiptir. Boyutları ve diğer özellikleriyle zengin bir koleksiyon sunan oltalar, biçimsel özellikleri bakımından modern oltalara benzemektedirler. Havyan kemiklerine işlenmiş olarak sivri uçlu çengelleri, sap bitimindeki bağlantı amaçlı çıkıntıları açısından ortak biçimsel özelliklere sahiptirler. Kemiğe işlenmiş önemli bulgular arasında önemli bir yere sahip diğer bir grup ise kemik kaşıklardır. Çanak şeklinde işlenmiş, geniş oval ağızları ve daralarak sivri yapı kazanan üst bitimleri ile yaklaşık ortak biçimsel özellikler yansıtan kaşıkların bazılarında bombeli yüzeylerine işlenmiş geometrik dekorasyonda görülür.

Boncuk, amulet ve benzeri kemik bulguların çok sayıda örneklerinin ortaya çıkarılması, kemiklerin aynı zamanda estetik amaçlarla da kullanıldığını ortaya koymaktadır. Başta içi boş kuş kemiklerine işlenmiş uzun-silindirik gövdeli boncuklar olmak üzere dört ayaklı hayvanların kemiklerine de işlenmiş takı amaçlı ve ritüel amaçlı kemiklerde yoğunluktadır. Takı amaçlı olarak üretilmiş kemikler farklı biçimsel özelliklere sahip olup, genelde de askı deliği içerirler. Ritüel amaçlı üretilmiş olanlar ise işlevsel, biçimsel özelliklere sahip değildirler. Genelde yüzeylerine işlenmiş derin yivlerden oluşan geometrik bezemeye sahiptirler. Birkaç örnek üzerinde ise sıralar halinde işlenmiş yuvarlak delikler dikkat çekmektedir. Genel olarak değerlendirildiklerinde balık, kuş ve hayvan kemikleri çeşitli amaçlar doğrultusunda üretim amaçlı olarak değerlendirmişlerdir. Elde edilen ürünlerin büyük bir çoğunluğu günlük yaşam koşullarında; bir kısmı estetik, bir kısmı da ritüel amaçlıdır.

Resim 12. Karemik Neolitik Dönem boncuk buluntu topluluğu
Resim 12. Karemik Neolitik Dönem boncuk buluntu topluluğu

Höyük genelinde bütün kazı dönemlerinde, yoğun bulgular arasında boncuklar önemli bir yere sahiptir. Konut tabanlarında, merkezlerde ve bağımsız olarak bulunmuş binlerce boncuk höyük yerleşimlerinin, estetik açıdan, çağdaşlarından çok daha ileride ve ekonomik açıdan daha gelişkin olduklarına işaret etmektedir. 2015 kazı sezonunda da farklı malzemelere işlenmiş çok sayıda boncuk ele geçmiştir. Boncuk malzemesini iki ana grupta toplamak olasıdır: Taş ve kemik. Taş boncuklar, başta klorit olmak üzere, andezit, kireç taşı, serpantin, mermer, obsidyen, bazalt, kum taşı ve birçok renkli taşa işlenmişlerdir. Farklı biçimsel özelliklere sahip boncuklar arasında ilk sırayı bordo renkli taşa işlenmiş silindirik halka boncuklar alır. Boyutları bakımından değişkenlik gösterseler de, genelde aynı biçimsel özelliklere sahip bu boncuklar, düzgün yüzeyleri ince-silindirik gövdeleri ve tam merkeze işlenmiş delikleri ile üstün beceri ürünleri durumundadırlar. Benzer biçimsel özelliklere sahip ikinci gurubu serpantin taşına işlenmiş olanlar oluşturur. Bunun dışında özellikle parlak renkli siyah, kırmızı, kahverengi ve bazen de damarlı parlak küçük taş yumrularına işlenmiş tek delikli boncuklarda dikkat çekicidir.

Modern boncuklara benzer bu ürünlerin yanı sıra başta bordo renkli olmak üzere farklı renkli taşlara da işlenmiş olarak ortaya çıkan diğer taş takılar amuletlerden oluşmaktadır. Genelde düz yüzeyli, yuvarlak bitimli oval gövdeleri ve tek askı delikleri ve ortak biçimsel özelliklere sahip bu amulet türü boncuklar, boyutları açısından farklılıklar göstermektedirler. Taş boncuklar arasında diğer bir grubu özenle seçilmiş taş yumrularına işlenmiş daha büyük boyutlu boncuklar oluşturur. Basık küresel gövdelerin; parlak yüzeyleri ve merkezlerine işlenmiş askı delikleri ile estetik açıdan olağan üst görünüm sunarlar. Kırılgan olmalarından dolayı obsidyene işlenmiş boncuklardan sadece bir örnek korunmuştur. Antropomorfik biçimsel özelliğe sahip boncuk yontma taş endüstrisinin vardığı aşamayı göstermesi bakımından önemlidir.

Süs eşyası olarak değerlendirilmiş ikinci büyük buluntu kümesini kemik/kabuk boncuklar oluşturur. Büyük çoğunluğu mezar armağanı olarak ortaya çıkarılmıştır. Kabuklu hayvanlardan üretilmiş boncuklar farklı tür ve büyüklükleri bakımından değişken özelliklere sahiptirler. Dizimler genelde boyut ve biçim açısından benzer özellikler yansıtan taneciklerden oluşturulmuştur. Sayısal açıdan fazla olmasalar da hayvan kemiklerine işlenmiş boncuklar; bitirilmemiş askı deliğine sahip kör boncuklar da dikkat çekici bulgular arasında yer almaktadır.

Resim 13. Akeramik Neolitik Dönem zoomorfik havanelleri
Resim 13. Akeramik Neolitik Dönem zoomorfik havanelleri

Yaşamsal ve ritüel işlevli bulgular arasında havanelleri de önemli bir yere sahiptir. Eksik korunmuş çok sayıda örnek dışında bütün olarak korunmuş 140 adet örneğin ortaya çıkarılan havanelleri, farklı yapısal özelliklere sahip taşlara işlenmişlerdir. Kuşkusuz, ağırlık andezit ve bazalttan üretilmiş olanlardadır. Sıralamadaki üçüncü yeri daha çok ritüel amaçlı üretilmiş klorit örnekler yer alır. Genel olarak iki ana guruba ayrılırlar; birincisi yalın işlevsel olanlar; ikincisi, zoomorfik bitimli olanlar. Zoomorfik olanlar ise işlevsel ve ritüel olmak üzere iki alt gruba ayrılırlar. Yalın işlevsel olanlar biçimsel özellikleri bakımından iki alt gruba ayrılırlar: Silindirik ve yassı gövdeliler. Genelde özenle şekillendirilmiş gövdeleri, mat düzgün yüzeyleri, yoğunluk geniş yüzeyli alt bitimde olmak kaydıyla üst bitime de yansıyan kullanım kaynaklı aşınma ve kopmalar içerirler.

Zoomorfik havanelleri değişken taş türlerine işlenmiş olarak üst bitimlerinde dağ keçisi, kaplumbağa ya da köpek başı benzeri protomlara sahiptirler. Bazıları soyut anlatılı iken, bazılarında ağız, burun deliği, göz gibi anatomik ayrıntılara yer verilmiştir. Tabana doğru genişleyen düzgün-silindirik gövdeleri yarı mat perdahlı yüzeyleri ile üstün üretim örnekleri durumundadırlar. Çoğunluğu mezar armağanı olarak ortaya çıkmış bu ürünlerin bazılarında özellikle alt bitimlerinde yoğunlaşan kullanım kaynaklı aşınma ve kopmalar görülür.

Toplam 79 adet bütün korunmuş örneği çıkarılan, andezit başta olmak üzere bazalt, mermer gibi sert kayaç türlerinin yanı sıra kireç taşına işlenmiş örnekleriyle bilinen taş baltalar, çekiç, keser, balta ve benzeri aletlerin biçimsel özelliklerini yansıtan alt gruplara ayrılabilmektedirler. Büyük çoğunluğu küt burunlu, şişkin karınlı oval gövdeli tek sap deliğine sahiptirler. Bazıları kabaca işlenmiş biçimsel özelliklere sahip iken, bazıları oldukça özenli üretilmişlerdir. İşlev ve kullanış amaçlarına göre ağız kenarları, sap delikleri ve gövde yapıları değişebilmektedir. Büyük çoğunluğunda, özellikle alt ve üst bitimlerinde kullanım kaynaklı aşınma ve kopmalar görülür. Ölü armağanı olarak değerlendirilmiş olanların büyük bir kısmı iki parça halinde kırık olarak ele geçirilmiştir. Daha küçük boyutlu ve özenli üretim özelliklerini yansıtanlar ise ritüel amaçlı olarak üretilmiş olmalıdırlar. Taş baltalarda olduğu gibi, bazalt, andezit, mermer, kireç taşı ve diğer kayaç türlerine işlenmiş oyuklu taş aletler, biçimsel özellikleri bakımından doğrudan baltalara benzerler. Farklılıklar, gövdenin merkezi kesimine işlenmiş derin ya da yüzeysel oyuklardır. Bazılarında tek taraflı, çoğunluğunda ise iki taraflı işlenmiş oyuklar, taşın elle kavranarak kullanılmasında büyük kolaylıklar sunarlar. Bunlarda da kullanın kaynaklı ve özellikle alt ve üst bitimlerinde aşınma ve kopmalar görülür. Asa başları da, taş baltalarla benzer şekilde, farklı taşlara işlenmiş olmakla beraber; ağırlıklı olarak klorit ve parlak renkli taşlardan üretilmişlerdir. Genelde basık-küresel-dairesel gövdeleri; oval sonlandırılmış düzgün kenarları, parlak yüzeyleri ve merkezlerine işlenmiş geniş ağızlı ortadan boğumlu düzgün askı delikleri ile ortak biçimsel özellikler yansıtırlar. İşlevsel olmaktan çok ritüel amaçlı üretildikleri için çok azında kullanım kaynaklı aşınmalar görülür.

Avcılık ve toplayıcılıkla yaşamlarını sürdürdükleri anlaşılan Körtik Tepe yerleşiminde her alet grubu kendi amaçları doğrultusunda üretilmişlerdir. Bu bilinçli ve zengin alet grubuna, bir de ezgi taşları girmektedir. Diğer taş aletlerde olduğu gibi, daha çok sert karakterli taşlardan ve çakmaktaşlarından şekillendirilmiş ezgi taşları, ağır kütleleri, oval, küresel biçimleri ve aşınma sonucu düzleşmiş yüzeyleriyle ön plana çıkarlar. Yaklaşık bütün olarak korunmuş 33 örneği ortaya çıkarılan ezgi taşlarının çok sayıda kırık örneklerinin ve paralelinde yoğunluklu mortarların varlığı, höyükteki bitkisel kaynaklı beslenmemin boyutlarını göstermesi bakımından ayrı bir önem arz eder.

Başta fosil taşlar olmak üzere, andezit, bazalt, kireç taşı ve mermer gibi değişken taşlara işlenmiş ağırlık birimleri iki ana amaç doğrultusunda kullanılmışlardır: Olta, ağ ve dokuma ağırlıkları. Ölçü, hacim ve biçimsel açıdan fosil kayalıklara işlenmiş olanlar değişken özellikler gösterip doğal formları korunarak bir ya da iki askı deliği ilave edilerek değerlendirilmişlerdir. Diğerleri ise genelde yuvarlak oval, dairesel, küresel, biçimsel özelliklere ve tek askı deliklerine sahiptirler. Özellikle andezit ve bazalta işlenmiş olanlar daha özenli biçimsel özelliklere sahiptir.

Resim 14. Akeramik Neolitik Dönem bilev taşları
Resim 14. Akeramik Neolitik Dönem bilev taşları

Küresel anlamda neolitik dönem yerleşimlerini ilgilendiren ortak bir değer ise bilev taşlarıdır. Genel olarak kemik aletlerin perdahlanmasında, ok saplarının düzeltilmesinde ve parlatılmasında kullanılmış aşındırıcı özelliğe sahip bu aletler Körtik Tepe’de iki farklı grup olarak ortaya çıkmaktadır. Birinci grup fazla ayrıntı içermeyen aşındırıcı taşlardan işlenmiş ve kabaca yapılandırılmış bilev taşlarından oluşmaktadır. İkincisi ise genelde klorite işlenmiş ve kullanım izleri içermeyen; dolayısıyla işlevsel olmayan ritüel amaçlı ürünlerdir. Söz konusu bu ürünler basık-düzgün oval gövdeleri; çoğunluğunda yatay düzenlenmiş tek; bazılarında ise yatay ve dikey düzenlenmiş iki; çok azında ise birden fazla düzgün yiv yer alır. Çok azında bezeme görülmezken çoğunluğu değişken, yivlerle oluşturulmuş özenli geometrik bezemeye sahiptirler. Bazılarının derin yivlerinin içi daha yüzeysel yivlerle özellikle vurgulanmıştır.

Bulguları ve bilimsel sonuçlarıyla Anadolu’nun Akeramik Neolitik dönemine önemli yaklaşımlar getiren Körtik Tepe, Akeramik Neolitik dönemin tüm aşamalarını kapsayan bir süreç içinde kronolojik olarak erkende yer alır. Tarihsel ve kültürel dokusuyla Anadolu ve Yakındoğu arkeolojisinde önemli bir konuma ve birikime sahip Körtik Tepe’de elde edilen veriler hem bölgenin, hem de Anadolu’nun bazı bilinmezlerine yeni yaklaşımlar getirmektedir. Genelde gömülerde taş kaplar, taş boncuklar, taş ve kemik aletlerin yanı sıra çakmaktaşı, obsidyenden üretilmiş çeşitli veriler de yerleşimin erken tarihinde yol göstericidir.

 


1* Prof. Dr. Vecihi Özkaya, Dicle Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü 21280 Diyarbakır/ Türkiye vozkaya@hotmail.com
Uzm. Feridun S. Şahin, Dicle Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü 21280 Diyarbakır/ Türkiye suhas3608@hotmail.com
**Prof. Dr. Yılmaz Selim Erdal, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölümü, Ankara/Türkiye, yserdal@hacettepe.edu.tr
***Prof. Dr. Metin Kartal Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü, Ankara/Türkiye, kartalm@ankara.edu.tr
***Dr. Gizem Kartal, Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü, Ankara/Türkiye, gkartal@ankara.edu.tr
****Dr. Marion Benz, Freiburg Üniversitesi Almanya, marion.benz@orient.uni-freiburg.de

 Kazı çalışmaları Dicle Üniversitesi’nden Prof. Dr. Vecihi ÖZKAYA’nın bilimsel başkanlığında ve Uzm. Feridun S. Şahin; Ankara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Metin Kartal ve Arş. Gör. Dr. Gizem Kartal, Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Yılmaz Selim EDRAL, Almanya Freiburg ve Mainz Üniversitesi’nden Dr. Marion Benz başkanlığındaki bir heyet; değişken katılımlarla 54 arkeolog, antropolog, restoratör, ve 135 işçinin katılımıyla, 15 Mayıs 2015 – 25 Aralık 2015 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Arkeoloji dünyasında bir çok açıdan ilkleri yaşamamıza neden olan Körtik Tepe kazılarına sağladıkları izin ve emsalsiz destekleriyle, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü sayın Abdullah KOCAPINAR’ın şahsında başta Genel Müdür Yardımcısı Sayın Zülküf YILMAZ ve Kazılar ve Müzeler Şube Müdürü Sayın MELİK AYAZ olmak üzere, bütün Genel Müdürlük çalışanlarına; çalışmalarımızda yönlendirici ve yardımcı olan Diyarbakır Müze Müdür V. Sayın Maşuk Türe nezdinde bütün müze çalışanlarına; özellikle her zorluğu aşmamızda canla başla bizimle koşturan Ark. Nilüfer BABACAN’a; sağladıkları maddi destekle çalışmalarımızı gerçekleştirmemizi sağlayan DSİ yetkililerine; bilgi ve bririkiminden yeterince istifade ettiğimiz ve bizimle yedi ayı süre her zorluğa katlanan Bakanlık Temsilcisi, Mersin Müzesi’nden Nizamettin ORHAN’a; büyük bir özveriyle çalışan arkeolog ve öğrencilerime; bizimle sofrasını paylaşan Pınarbaşı (Serikani) köyü sakinlerine minnettarlığımı bildirir, şükranlarımı sunarım.

2 Açmaların dip katmanlarındaki çalışmalar, Dr. Marion Benz başkanlığındaki ekip tarafından gerçekleştirilmiştir.

3 Yontma taş ürünler Prof. Dr. Metin Kartal ve Dr. Gizem Kartal tarafından yapılmıştır.

4 Körtik Tepe insan iskeletleri, Prof. Dr. Yılmaz Selim Erdal tarafından incelenmekte ve gerekli analizlere tabi tutulmaktadır.

512 mezarda 12 birey kuzey – güney, üç mezarda üç birey güney – kuzey, 21 mezarda 21 birey doğu – batı doğrultusunda; dört mezarda, dört birey batı – doğu doğrultusundadır. Kuzeydoğu – güneybatı doğrultusunda yatırılmış olan birey sayısı 22’dir. Bu mezarlardan (A168, M2 ve A184, M6) ikisi ikili gömüdür. Her ikisinde de iki bireyden birisi kuzeydoğu – güneybatı yönünde yatarken, diğer bireyler dağınık olarak ele geçmiştir. Güneybatı – kuzeydoğu doğrultusunda yatan sadece üç mezar mevcuttur. 11 mezarda, 12 birey güneydoğu – kuzeybatı doğrultusunda yatmaktadır. Bu mezarlardan ikisi ikili gömüdür. Altı mezarda yedi birey de kuzeybatı – güneydoğu doğrultusunda yatmaktadır. 14 mezarda, 14 bireyin ise korunma durumlarından kötü olması ya da kısmen korunmuş iskeletler olması dolayısıyla yatış yönleri belirlenememiştir.

6 Bunlar; A156 açmasındaki M12 (ABUV-ACHL), A168 M2 (ACED-ACEE), A177 M4 (AELH), A184 M6 (AGMO) ve A180 M4 (AGZA) kodlu mezarlardır. A156’da, -466 cm derinlikte bulunmuş olan M12 kodlu mezarda oldukça farklı yatış biçimine sahip iki birey açığa çıkarılmıştır. Derinliği itibarı ile, olasılıkla Younger Dryas dönemine ait olan bu iskeletlerin korunma durumu oldukça kötüdür.

7 İskeletin belirli kemikleri üzerinde olan ve diğer kısımlarında hiç alçı kalıntısına rastlanmayan mezarlar bölgesel alçılı olarak kaydedilmiştir. Bölgesel alçılı mezarların sayısı sekizdir. İskeletin tamamı alçı içinde bulunan ya da yer yer alçısı tahrip olmuş olup iskeletin tamamına alçı uygulandığı belirgin olan mezarların sayısı 12’dir.

8 Sayısal açıdan değerlendirildiğinde, 58 mezarda bulunan 58 bireye aşı boyası uygulanmıştır. Bu mezarlardan üçü ikiz gömüdür. Bu ikili gömülerde iskeletlerden birinde boya varken, diğerinde görülmemiştir. A168 M2, A184 M6, A180 M4’te bulunan çifte gömülerden her üçünde de (A) olarak adlandırılan bireylerde boya varken (B) olanlarda yoktur. 36 mezarda bulunan 37 iskelette alçı ve/veya aşı boyası uygulaması yoktur.

9 İkiz gömüden oluşan mezarda buluntuların tamamı, bir çocuğa ait alçı kaplı (A) iskeletinin çevresinde yoğunlaşmaktadır Alçının üzerinde korunmuş kırmızı renkli aşı boyasından oluşan bantlarla kaplı iskeletin kafatasının üzerinde de kırmızı-siyah aşı boyası bantları yer alır. Kafatası ve sırt omurlarının arkasına kırılmış bir adet taş balta; kafatasının tam üzerinde bir adet taş alet ve yüzün ön tarafında bir adet kırılmış asa başı; pelvisin arkasındaki alanda taş kap parçaları, bir adet tüm taş balta ve büyük beyaz taş boncuk; bacakların üzerinde başka bir taş kaba ait parçalar ve bacakların yanında kırık bir taş balta parçası ve bunun diğer bir parçası mezarın kuzeybatısında bir adet asa başı ile birlikte bulunmuştur. Bunların yanı sıra, iskeletin çevresinde 509 adet taş boncuk, 4 adet olta ucu, çakmaktaşı ve obsidyen parçaları ile kaplumbağa kabuğu parçalarında oluşan bulgular da ortaya çıkarılmıştır.

10 -483 cm derinlikteki (A) iskeletinin pek çok kemiği korunmamıştır. Mevcut kemiklerde etli yanmadan kaynaklanan eğilme-büzülme gibi deformasyonlar bulunmamaktadır. Mevcut kaburga ve pelvis kemikleri üzerinde, rengi kiremit rengine dönüşmüş kırmızı aşı boyası vardır. Ayrıca uyluk kemiği kaldırıldığında toprakla arasında pembeleşmiş aşı boyasına rastlanmıştır. Kemikler tamamen iç ve dışta siyah hale geçmiştir. Nemli toprak yüzünden kemikler yer yer tamamen ufalanmıştır. Kemiklerin az bir kısmında yüksek ısıyı gösteren hafif beyazlaşmalar da mevcuttur. Uyluk kemiğinin konumundan iskeletin hocker tarzda sağ tarafı üzerine yatırıldığı görülmüştür. Ezgi taşı iskeletin kafatasının altında, boncuklar da kafatasının çevresinden tamamı yanmış olarak açığa çıkmıştır. M4 (A)’nın toplama çalışmaları sırasında, M4 (B)’nin kafatasına rastlanmıştır. -493 cm’deki (B) iskeletinin de tamamı yanmıştır. Toprağın çok nemli olmasından dolayı iskelet çok tahrip olmuştur ve net olarak açığa çıkarılamamıştır. İskeletteki tahribata rağmen, hocker olarak sol tarafı üzerine yatmış olduğu belirlenebilmiştir. İskeletin yanma durumu tamamen (A) iskeleti ile aynıdır. Tamamen kömürleşmiştir ve yer yer ufalanmaktadır. Kemiklerde etli yanmaya dair deformasyonlar bulunmamaktadır. (B) iskeletinde aşı boyasına rastlanmamıştır. Toprak, bu iskeletin altında da yanmış durumdadır. İskeletler arasında derinlik farkının olması bireylerin farklı zamanlarda gömüldüğüne işaret etse de, iki bireye ait kemiklerin tam olarak üst üste açığa çıkması ve birbirleriyle temasının çok fazla olması aynı anda gömülmüş olabilecekleri ihtimalini de göz ardı etmemeyi gerektirmektedir.

Kaydet

Kaydet