Kültürel Evreler

tpgplan_2010_0Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, Batman’ın yaklaşık 30 km batısında, Batman Çayı ile Dicle’nin buluştuğu noktadaki konumuyla, Dicle’nin hayat verdiği yerleşimlerden birisi durumunda olan Körtik Tepe, Diyarbakır ili, Bismil ilçesi idari sınırları içinde bulunan Ağıl Köyü’ne (Ancolini) bağlı Pınarbaşı mezrası yakınında yer alır. Alçak bir tepe görünümündeki höyük, çevresine göre yaklaşık 5.m’lik bir yükseltiyle ortalama 100×150 m’lik bir alanı kapsar. Yöresel ismiyle Kotuk ya da Kotik Tepe olarak bilinen höyük, ilk olarak 1989 yılında gerçekleştirilen yüzey araştırmalarında saptanmış ve daha geç bir yerleşim birimi olarak değerlendirilmiştir.

 Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santralı Projesi kapsamında, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izinleri ile Diyarbakır Müzesi başkanlığında, Prof. Dr. Vecihi ÖZKAYA Bilimsel Danışmanlığında, 2000 yılında höyükte başlatılan zorunlu arkeolojik kazılar, halen devam etmektedir. 5.00×5.00’lik 118 açmada yaklaşık 3325 metrekare alanda gerçekleştirilen kazı çalışmalarında değişken olarak 1.00-5.50 m. arası derinliklere ulaşılmıştır. Kazılar, Anadolu Neolitiğinin bölge düzeyinde zenginliğini ortaya koyduğu gibi, Körtik Tepe’nin, Hallan Çemi ile birlikte, avcı-toplayıcı toplulukların göçer hayattan yerleşik köy yaşantısına geçişin temsil edildiği en erken yerleşimlerden birisi olduğunu kanıtlamıştır.

 Kazılar, höyükte iki ana kültür evresinin varlığını ortaya koymuştur. Mimari kalıntıların dışında, höyüğün söz konusu iki evresi, özgün üretimlerle ayırt edilebilmektedir. Kültürel evrelerin ilkini, Ortaçağ; ikincisini ise, höyük genelinde tahribe uğramış olmakla beraber, yoğunluklu olarak mimari kalıntı, mezar ve ölü armağanlarıyla temsil edilen Akeramik Neolitik evre temsil eder.

om2Orta Çağ

Ortaçağ evresi daha çok mezarlarla tanımlanabilmektedir. Ayrıca, basit konutsikke1 temelleri ve ocak kalıntıları gibi cılız yerleşim kalıntılarına da tanık olunmaktadır. Mezarların düzeni, iskeletlerin gömü biçimleri ve az sayıda da olsa, ölü armağanlarından algılanabildiği kadarıyla, söz konusu dönemi M.S. 4. yüzyıla kadar taşımak olasıdır ki, bu konuda bir mezarda ortaya çıkarılan on adet Constantius II dönemi sikkesi yol göstericidir. Geç Roma ve Bizans çağını ilgilendiren mezarlar ile İslami olanların karışık bir şekilde bulunması, höyüğün Ortaçağ’da uzun bir süre kullanıldığını gösterdiği gibi, geç dönemlerde olasılıkla mezarlık olarak değerlendirildiğini düşündürmektedir. Höyüğün geç dönemleri ilgilendiren bu durumu Neolitik dokunun tahribine yol açmıştır.

AKeramik Neolitik

Höyüğün son zamanlara kadar tarım arazisi olarak kullanılması, başta Ortaçağ kalıntıları olmak üzere, kültürel dokuya da zarar vermiş; Neolitik katmanların yüzeye yakınlaşmasıyla sonuçlanmıştır. Bunun yanı sıra, geç dönem mezarlarının toprak derinliğinde bazı alanlarda Neolitik katmanlara kadar işlemesi, bu tahribatta doğrudan etkili olmuştur. Bu nedenle, bazı açmalarda geç ve erken mezarlar bir arada bulunabilmektedir. Bütün bu olumsuzluklara rağmen, bulgular Akeramik Neolitik kültürel dokuyu bütün yönleriyle kavrama olanağı sunarlar.