Mezarlar

aknm3Mezarlar, Körtik Tepe’nin toplumsal ve kültürel dokusunun tanımlanabilmesi açısından önemli görevler üstlenirler. 2000-2002 ve 2005-2010 yılları arasında Akeramik Neolitik Dönem’e ait toplam 455 adet insan iskeleti ortaya çıkarılmıştır. Ortaçağ iskeletlerin sayısı ise 198’dir. Akeramik Neolitik iskeletlerin 307’i tam hoker, 35’i yarı hoker biçimde gömülmüştür. 113’ünün gömü biçimi ise, özellikle geç dönem tahribatı nedeniyle, tam olarak kavranamamaktadır. 2 iskeletin ise sadece gövdesi korunmuştur. Bu durum, söz konusu iskeletlerin başsız gömüldüklerine işaret sayılabilir. Ancak sayısal azlıkları dikkate alındığında, tahrip olduklarını varsaymak daha akılcı bir yaklaşımdır. İskeletlerin büyük bir çoğunluğu ölü armağanları ile birlikte gömülmüştür. Bu açıdan değerlendirildiğinde, 301’i, tür ve sayı olarak değişen, ölü armağanlarına sahipken, 154 tanesi bundan yoksundur. Höyükte ortaya çıkarılan mezarların bir bölümü konut tabanlarına yerleştirilmişti. Çok az sayıdaki mezarın konumu ise, yüzeye yakın olmaları ve tahribe uğramaları nedeniyle, belirsizdir. Intramural olarak tanımlanan konut içi gömme, dönem insanı tarafından yaşanılan mekanın bir anlamda kutsallaştırıldığını göstermektedir. Konuta yüklenen bu anlam, kurallaşmış gömü geleneklerinde de algılanmaktadır.

aknm8Ölüler gelişigüzel gömülmek yerine, gömü öncesi ve sonrası uygulamaların varlığında uyarıcı kanıtların desteğinde, ısrarla tekrarlanan gelenekselleşmiş kurallarla uğurlanmakta idiler. Belirgin uygulamalardan birisi de, tamamı olmasa bile, iskeletlerin ağırlıklı bir kısmının alçı/kireçle sıvanmasıdır. Konuyla bağlantılı çalışmalar devam etmekle birlikte, sıvama işleminde iki ayrı yöntemin kullanıldığı anlaşılmaktadır. Birincisinde; cesetler, mezara yatırıldıktan sonra, kırılarak bırakılan ölü armağanlarıyla birlikte sıvanmışlardır. Bu yöntemle sıvanmış iskeletlerin eklemlerinde önemli bir bozulma gerçekleşmediği gibi, kemikler arasında alçı kalıntılarına rastlanılmamaktadır. Ayrıca, alçı tabakasının doğrudan kemiklere temas etmemesi ve eklemlerin arasında sıva parçasına rastlanılmaması da bu gömü yöntemini doğrulamaktadır. Sıvalı iskeletlerin çoğunda, alçının kemiklere bütünüyle yapışarak onların biçimini alması ve eklemlerin arasını doldurması, ikinci bir sıvama yönteminin de kullanıldığını düşündürmektedir. Söz konusu bu ikinci uygulama, ölünün yumuşak dokularının kısmen çürütülmesinden sonra gerçekleştirilmekteydi. Bunu doğrulayan diğer veri ise, bu yöntemle gömülmüş bireylerde alçı tabakasının altında saptanan aşı boyası bantlarıdır. Alçılanmış bir çok iskelette, kafatası da dahil, kemiklerin üst yüzeylerinde, birbirlerine paralel çok sayıda aşı boyası bezmeler yer alır. İki ayrı örnekte, birbirine parelel çizilmiş kırmızı ve siyah çizgilerden oluşan bezemeden oluşan aşı boyası bantları, bir bütünlük halinde, birbirine komşu olan kemiklerde devam etmektedir. Hatta, aşı boyası izleri ölü armağanları üzerinde de görülür. Bütün bu veriler, ölülerin yumuşak dokularından kısmen arındırıldıktan sonra boyandıklarını, daha sonra alçı ile kaplandıklarını göstermektedir. Neolitik dönemin ilerleyen evrelerinde de benzer uygulama örnekleri olmakla beraber, Körtik Tepe, alçılamanın çok sayıda örneğini sağlayan bir yerleşme olarak, Anadolu ve Yakın Doğu’nun en fazla sıvalı halde ele geçen iskeletin saptandığı tek yerleşim durumundadır.

Mezar tipleri, ölü gömme biçimleri, olası gömü törenleri, iskeletin korunmasına yönelik uygulamaların yanı sıra, özellikle ölü armağanları, dönemlerinin sosyal, kültürel ve dinsel anlayışlarının günümüzde ayrıntılıca algılanmasında kapsamlı veriler sunarlar. Körtik Tepe mezarları da, ölü armağanlarıyla bu beklentileri fazlasıyla karşılayacak özelliklere sahiptirler. Hoker ve yarı hoker tarzda gömülmüş iskeletlerin korunmasına yönelik alçıyla kaplama gibi uygulamaların varlığı, yaşamın ölümden sonraki devamı ile ilgili inanış geleneklerinin varlığıyla açıklanabilir ki, bu da gelişmiş sosyo-kültürel dokuya sahip toplumlarda görülür. Ayrıca, bazı iskeletlerin kemikleri üzerine işlenmiş boya bezeklerin varlığı, anılan topluluğun bilinç düzeyinin günümüzde algılanandan çok öte olduğuna ayrı bir kanıt oluşturur. Gömü tiplerindeki ısrarlı tekrarlara ve ritüel uygulamalara zengin ölü armağanları da eklendiğinde, bu gelişkin bilincin varlığı tartışmasız bir şekilde kabul görür.

aknm6Ölü gömme gelenekleri ve mezarlara konulan armağanlar dönemin sosyo-kültürel dokusunun algılanmasına yardımcı olmaktadır. Çoğunluğu taşa işlenmiş ölü armağanlarının üretim, teknik, işçilik ve dekorasyon gibi diğer özelliklerinde de aynı doğrultuda derinlikler elde etmek olasıdır. Bunlar taş kaplar, baltalar, havanelleri, boncuklar, kemik aletler, mortarlar, ezgi taşları, kesici ve delici aletlere kadar değişen çeşitlilik gösterirler. Günlük yaşamda da kullanıldığı anlaşılan aletlerle benzerlikler yansıtan söz konusu bulgular, Körtik Tepe yerleşiklerinde kayda değer inanç geleneklerinin oluştuğunun göstergesi durumundadır. Bu gelenekleri bütün yönleriyle algılama olasılığı olmamakla beraber, ölüme ilişkin olası ritüeller ve ölüye uygulanan işlemler esas alındığında, en azından, hayatın ölümden sonra da devam ettiğine dair inancın varlığına ilişkin somut kanıtlar ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla her bulgu, üretim amaçları ve kullanım biçimleriyle, höyük yerleşiklerinin sosyal ve kültürel hayatlarına, ilişkilerine farklı yaklaşımlar sunmaktadır.aknm5

Gömü biçimleri ve armağanları bakımından zengin çeşitlilik sunan mezarlar, genel bir değerlendirmeyle, hem sosyal hem de kültürel bir gelişmeye işaret etmektedirler. Farklı yükseltilerde saptanan ve zamansal olarak farklı evrelere ait olan mezarlarda saptanan ölü armağanlarının çeşitlenerek artması, daha geç olanların nitelik ve nicelik olarak gelişmesi, kuşkusuz toplumsal ve kültürel ilerlemenin gereğidir. Bu olgu, aynı zamanda, armağanların tür, biçim, bezeme ve işçiliklerinde algılanabilmektedir. Erken dönemi ilgilendiren daha yalın ve görece kaba işçilikli bulguların varlığına karşın, diğerlerine göre daha üst seviyelerde ortaya çıkarılanlarda nitelikli ve özenle işlenmiş olanların saptanması, bu saptamayı bir başka açıdan doğrulamaktadır. Dolayısıyla, Körtik Tepe’de yerleşime geçilmesiyle birlikte, gittikçe gelişen bir sosyal yapı ve bağlantılı olarak sosyo-kültürel gelişme aşamalı olarak gerçekleştiği söylenebilir. Nicelik ve nitelik bakımından farklı ölü armağanları içeren mezarların yanı sıra, bazılarının bunlardan yoksun tutulması ise, toplumsal hiyerarşinin mezarlara yansımasıyla açıklanabilir.