Kazılar

hrt_2Ilısu Barajı ve HES Projesi kapsamında Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde başlatılan bilimsel çalışmaların bir başka boyutunu da arkeolojik kazılar oluşturmaktadır. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün izinleri, DSİ’nin sağladığı parasal olanaklarla gerçekleştirilen kazılar, yeterince bilinmeyen Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin kültürel zenginliklerini ortaya çıkarmakta ve elde edilen bulgular bilim dünyasında küresel heyecan uyandırmaktadır. Her kazı ayrı bir dönemi aydınlatmakta; bölgede yaşanmış uygarlıkların varlığını ortaya çıkarmaktadır. Sonuçlar, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin yer altındaki kültürel zenginliklerinin sadece bölgesel değil, ulusal sınırları da aşarak küresel uygarlığın oluşmasında önemli katkılar sağladığını ortaya koymaktadır. Her birisi kendi açısından ayrı bir öneme sahip olan kazılar arasında, Körtik Tepe kazısı, verileri ve bilimsel sonuçları ile tartışılmaz bir yere sahiptir.

Körtik Tepe kazıları bilimsel sonuçları ve verileri ile özelde Anadolu’nun, genelde Yakın Doğu coğrafyasının bilinen arkeolojisine yeni yaklaşımlar getirmiş; yerleşik düzene geçişte ve bağlantılı olarak köklü kültürlerin ortaya çıkışında Anadolu’nun rolü gibi daha önce kabul edilen bazı bilimsel sonuçların tartışılır hale gelmesini sağlamıştır. Yerleşimin karakterini belirleyen arkeolojik bulguların sağladığı veriler ve bunları destekleyen analizler, Yakındoğu coğrafyasında yerleşik düzene geçişin en erken yaşandığı bölgelerden birisinin Yukarı Dicle Vadisi olduğu gerçeğini ortaya koyduğu gibi, M.Ö. 10. binyılda çağdaşlarına göre daha gelişkin bir kültürün yaratıldığı da kanıtlanmış durumdadır. Yakın bölgelerde ve küresel düzeyde henüz beslenme ve barınma kaygısı ile yaşamlarını sürdüren toplulukların aksine, Körtik Tepe yerleşikleri bütün bu sorunlarını aşmış olarak, sosyo-kültürel bazda önemli aşamalar kaydetmişlerdir. Diğer bir ifadeyle, Körtik Tepe’de elde edilen bilimsel sonuçlar, küresel uygarlığın ilklerinin yaşandığı bölgeler arasında Yukarı Dicle Vadisi’nin önemini ortaya koymuştur. Genel anlamda değerlendirildiğinde; besin kaynaklarının yönlendiriciliğinde göçer yaşayan toplulukların aksine, Körtik Tepe’de sürekli yerleşime geçildiği; ilkel besin üretim teknolojilerini geliştirildiği; bazı hayvanların evcilleştirildiği ve yoğun bir şeklide balıkçılık yapıldığı anlaşılmaktadır. Dokumacılığın da bilindiği bu gelişkin toplulukta besin depolama amaçlı mimari birimlerin yapılması da ayrı bir bilincin göstergesidir.

Yerleşim mimarisinin en erken örneği olarak kabul edilen yuvarlak tasarlı konutlarda yaşamlarını sürdüren bu insanlar, ölülerini konutlarının tabanlarına gömmekteydiler. Mezarlardan elde edilen bulgular ve bunların sağladığı bilimsel veriler, söz konusu toplulukta belirgin dinsel inanış biçimlerinin geliştiği ve kurallaştığı algılanmaktadır. fig9Yaklaşık tamamı ölü armağanı içeren mezarlar, dönemleri için küresel bazda emsalsiz olan eserler içermektedir. Yüzlerce taş kap, onbinlerce taş boncuk, taş balta ve diğer aletlerden oluşan ölü armağanlarında nicelik ve nitelik açısından gözlemlenen farklılık, söz konusu bu en erken yerleşik toplulukta kültürel zenginliğe işaret ettiği gibi, sosyal tabaklaşmanın oluştuğuna da kanıt oluşturmaktadırlar. Özlüce değerlendirildiğinde; küresel bazda yerleşik düzene geçişin en erken evresinde yer alan Körtik Tepe, diğer coğrafyalarda yaşamlarını beslenme ve barınma kaygısıyla ilkel bir şekilde göçer sürdüren toplulukların aksine, yerleşme ve barınma sorunlarını çözmüş; dinsel gelenekleri ve sosyal satatüleri gelişmiş; ürünlerinde estetik kaygının geliştiği algılanan bir kültürün temsilciliğini yapmaktadır.

Dolayısıyla, Körtik Tepe, Akeramik Neolitik dönem konusunda bilinenlerin tamamını tartışılır hale getirdiği gibi, genelde Anadolu’nun özelde ise Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin evrensel uygarlık birikimi açısından ne denli önemli olduğunu gözler önüne sermiştir ve gelecekteki kazılar bilim dünyasında daha büyük yankılar uyandırmaya devam edecektir.